REBAB
Rebab, tarih boyunca Doğu’nun en zarif ve mistik ezgilerini taşıyan telli yaylı bir sazdır.
İpek veya at kılından yapılan telleri, deriden kaplı gövdesi ve karakteristik sesiyle yüzyıllardır hem saraylarda hem halk arasında duyulmuştur.
Anadolu, Orta Doğu ve Kuzey Afrika müzik kültürlerinde önemli bir yer tutar.
Yayla çalınan bu geleneksel saz, insan sesine yakın tınısı sayesinde duyguları derin bir şekilde yansıtır.
Bugün de hem klasik Türk müziğinde hem de modern yorumlarda rebabın kadim sesi yaşatılmaya devam etmektedir.
REBABIN TARİHSEL GELİŞİMİ
Rebab, Hz. Mevlana’nın ve oğlu Sultan Veled’in icra ettiğine dair güçlü deliller bulunan, gövdesi Hindistan cevizi kabuğundan yapılıp cevizin üzerine deri gerilen ve at kuyruğundan oluşan tellerine, yine at kuyruğundan yapılan yay sürülerek icra edilen perdesiz bir müzik aletidir. Rebab denince tarih boyunca birçok saza rebab denmiştir. Ayaklı kemane ve lavta türü mızrapla çalınan sazlarada rebab denmiştir. Ayaklı kemane türü ilk rebablar Orta Asyada kullanılan Iklığ tipi çalgılardır. İranda tek yaylı çalgılara değil tamamen ya da kısmi deri göğüslü mızrapla çalınan çalgılara da rebab denmiştir. Çin ve Uzakdoğu ülkelerinde de rebab benzeri çalgılar görünmektedir. Rebaba çok benzeyen bir örneği olarak Erhuyu gösterebiliriz. Erhu Rebaba göre daha kısa boyludur ve daha tiz bir sese sahiptir. Rebab İslamiyet’le birlikte Endonezya, Cava, Malezya gibi ülkelerde de benimsenmiştir. Türk Rebabı’nın kökeni orta asyaya ıklığa kadar gitmektedir. Ürdün ve Irak’ın bazı kırsal bölgelerinde bu türden tek telli, iri ve dörtgen gövdeli, deri göğüslü, silindirik saplı bir yaylı çalgı kullanılır. “Rebâbü’ş-şâir” adı verilen bu çalgıya diğer Arap ülkelerinde de farklı isimler altında rastlanır. Meselâ Kuzey Afrika’da bu çalgıya “murabba”, oldukça yaygın olduğu Lübnan’da ise “rebâbe” denilmektedir. Rebâbe aynı zamanda Etiyopya’da kâse biçiminde ses kutusu olan bir lirin adıdır. Kültürümüzde çok önemli bir yere sahip olan bu enstrüman, günümüzde maalesef çok az kişi tarafından bilinmektedir.
Rebab sazını içra etmek için gerekli olan şey sadece aşk. Aşkla eline aldığında aşkla baktığında saz bir farklı durur insanın elinde sesi bir farklı çıkar, güzelliklerini gönülden sunar, sazendenin gönlündeki ne varsa açığa vurur. Rebab işte böyle bir sazdır duru doğal naturel olan ne varsa rebab sazının içinde vardır. İlk bakışta bir odun bir ceviz görürsünüz ne perde vardır ne de bir işaret, ama esas işaretleri gönlünde aradığın zaman işte o zaman saz başlar inlemeye. Nağmeler dökülür sazendenin kalbinden dinleyenlerin gönüllerine. Rebab gönülden gönüle bir köprüdür tüm sevgiyi aktarır gönüllere. Beklide tarihinden gelen bir yapı saza işlemiştir bilemiyorum. Sonuç olarak rebab, Allah demek için yanıp tutuşmaktadır. Rebab enstrüman olarak bilinen en eski yaylı sazımızdır. Orta Asya, Afganistan civarlarında binlerce yıl önce çalınan bu enstrüman Selçuklular ve Osmanlı’da iyice yaygınlaşmış ve o zamanın orkestralarında da en çok kullanılan enstrüman olmuştur. Daha çok tasavvuf müziğinde çalınan Rebab sanki Allah demektedir. Her bir yay çekişinizde saz, ta gönülden bu lafzı tekrarlamaktadır. Bu da sazın doğasından ve kullanılan malzemesinden gelmektedir. Rebab tasavvufta neyden sonra gelen ikinci enstrümandır. Mevlana’nın oğlu Sultan Veledin rebab çaldığı bilinmektedir. Ayrıca Mesnevi formunda Rebab-name’yi yazmıştır bu eserinde Mevlana’nın mesnevisinde kullandığı Ney sazı yerine Rebab sazı insanın ruhani gelişimi, hayatı ve olaylarına örnek olarak kullanılmış ve öğütler verilmiştir. Rebabın hiçbir parçasında doğal olmayan malzeme kullanılmamıştır. En önemli malzemesi hindistan cevizidir. Bu hem saza güzellik katar hem de çok ufak bir gövdesi olmasına rağmen sesinin çok çıkmasını sağlar. Hindistan cevizi çok sert bir malzeme olduğu için ses artırıcı özelliği vardır. Ama sesinin güzelliğini veren at kılıdır. At kılındaki yumuşaklık insanın içine işleyen tını, başka hiçbir telde yoktur, çalınan tel at kılı olduğu gibi yayı da at kılıdır. İki at kılı birbirine sürtünerek ses çıkartmaktadır, bu da rebabın kendine has sesini vermektedir. Bu klasik sazın göğsü deri olmaktadır. Oğlak ya da balık derisi kullanılmaktadır. Balık derisi neme karşı biraz daha dayanıklı ve ses olarak daha fazla ses vermesine karşın, oğlak derisi de çok yumuşak bir ses verir. Sapta kullanılan ağaç sert ağaçlardan olmalıdır. Ben saplarımı en çok maun, akçaağaç ve gül ağacından yapmaktayım bu ağaçlar hem görüntü olarak çok güzel görünüyorlar hem de sedef kakma ve süslemeler için çok ideal olmaktadırlar. Rebab çalması ilk başlarda kolay bir sazdır. Çok kısa bir sürede kolay kısa ilahiler parçalar çalınabilir. Ama uzmanlaşmak her sazda olduğu gibi vakit alacaktır. Özellikle perdeli olmadığı için hem çalıp hem de notaya bakmak temel egzersizlerin iyi yapılmasıyla olabilecektir. Rebabın boyut olarak da çok makul bir boyu ve çalarken hanımlara ve erkeklere çok yakışan bir duruşu vardır. Çağlardan beri çalınan sevilen ve gönüllerde yaşayan ama günümüzde unutulmuş ve garip kalmış bu güzel sazımızı ve tasavvufi yapısıyla içerdiği kültürü yaymak için elimden geleni yapacağım.
AKÇA AĞAÇ REBABLAR
Akçaağaç yapı olarak sert bir ağaçtır. Ses olarak berrak ve kuvvetli bir ses verir

DUKA REBAB
Duka ağacı sert ama hafif bir ağaçtır renk olarak açık kahve rengi vardır. Ses olarak akçaağaca benzer.

REBABDA SÜSLEMELER
TEZHİP SÜSLEMELERİ
Tezhip işciliği başlı başına bir sanattır

TELKARİ VE SEDEF KAKMA
Sedef kakma ve tel kari sazın üzerinde bir ömür onu süsleyecek bir nişandır.
